Kurumuş Ağaçlar Ömer Seyfettin

Kurumuş Ağaçlar Ömer Seyfettin
Deli Murat, memleketin en azılı bir derebeyi idi! Fakat yaşlandıkça aklı başına geldi. İyinin, kötünün farkına varmaya başladı. Artık en küçük bir fenalık bile onun vicdanında sönmez bir azap cehennemi tutuşturuyordu. Elli yaşına girmişti. Hacca gitmek niyetindeydi. Lâkin hangi yüzle?.. Uzun kış geceleri, vahşî bir saraya benzeyen kulesinin tenha odasında, ocağın alevlerine dalarak yaptıklarını düşünürdü. Tam otuz sene… Etmediği kalmamıştı. Soyduğu kervanları, kaldırdığı kızları, vurduğu postaları, yaktığı köyleri, yıktığı hanları, bastığı şehirleri hep birden hatırladı. Hele öldürdüğü insanlar… Bunları unutabilmek imkanı yoktu. Vâkıa çoğunu kendi nefsini kurtarmak için öldürmüştü. Fakat ne olursa olsun, yine kandı! Evet, kırk kan!…

Bir gece sabaha kadar uyuyamadı. Daha şafak sökmeden atlarını hazırlattı. Kasabaya doludizgin koştu. Sabah namazını henüz bitiren Karababa’yı seccadesinde buldu. Bu Şeyh, devrinin en büyük erenlerindendi. Tekkesi ümitsizlerin mâbediydi. Deli Murat’ı görünce gülümsedi:
— Hoş geldin. Seni bekliyordum, dedi. — Beni mi? — Evet. — Niçin? — Hacca gitmek istiyorsun, değil mi? — …. Deli Murat, bu her şeyi bilen, her şeyi gören, gaipten haberdar, mübarek ihtiyarın eline sarıldı. Öptü:
— Fakat yüzüm yok, babacığım, dedi. — Allah her şeyi affeder. — Benim kabahatim çok. Günahlarım çok büyük… — …… Seccadenin kenarına diz çöktü. Ağlaya ağlaya mazisini anlattı. Bunlar hatırında durdukça, peygamberin mezarına yüz sürmeye cesaret edemeyecekti. Karababa:
— Senin kırk kanın var! Dedi. — Evet. — Allah bunları bile affeder. — Nasıl? — Ya ölüme lâyık bir adamı vurursun… Deli Murat:
— Aman aman, diye haykırdı, ben artık adam öldüremem! Karababa:
— Yahut da, büyük bir menzil açar, geleni geçeni fakir, zengin ayırt etmeden doyurursun. Hepsinin gönlünü hoş edersin! Dedi. Deli Murat, bu ikinci kefareti muvafık buldu. Parasının sayısını bilmezdi. Bir menzil değil, on menzil açabilirdi.
— Pekala babacığım, dedi, yarından sonra menzil açıktır. Fakat kanlarımın affolunup olunmadığını nereden bileyim? — Bilip de ne yapacaksın? — Hacca gideceğim. Karababa bir an düşündü:
— Menzilin iç bahçesine kurumuş ağaçlar dik… Dedi. — Kurumuş ağaçlar mı? — Evet, bunlar yeşerip çiçek açınca, kanların affedilmiş, kefaretin kabul olunmuştur.

 

Devamını oku

About these ads

6 Yorum

  1. büşra said,

    Ekim 23, 2010 at 10:23 am

    güzel olmuş ama keşke hikayedeki sahıslarıda yazsaydınız daha iyi olurdu..ama yinede saoLun:D

  2. ErtuqruL. said,

    Kasım 12, 2011 at 8:53 pm

    qüzel oLmus :) hocamız sayesinde okuduk qüzelmiş ynee :D <3

  3. ErtuqruL. said,

    Kasım 12, 2011 at 8:58 pm

    yA BİDE BİŞE SORCAM , KİTABIN ANA FİKRİ NEDİR ?? (:

  4. muhammed said,

    Şubat 8, 2012 at 5:06 pm

    çok

  5. Ferdi said,

    Mart 9, 2012 at 5:49 am

    Ana konusu , kahramanları , teması olsaydı . Daha iyi olurdu sanırım.

  6. BERFİN AYSU SANCAK said,

    Kasım 12, 2012 at 5:26 pm

    çok teşekkürler bu sayfaya bayılıyorum :P


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: