Kıskançlık Ömer Seyfettin

Kıskançlık Ömer Seyfettin

Ali Cânib’eAhmet Sühran Bey:
— O zaman ancak yirmi yaşında bulunuyordum, dedi. Telgraf ve Posta Nezareti’nde büyük bir mevki sahibi olan babam, sefâhatime, rezaletime, çapkınlığıma dayanamadı. Annem, bir de büyükannemle ihitiyar halamdan ibaret olan ailemle müzakere etti. Hepsi ittifak-ı ârâ ile beni dışarıya göndermeye karar verdiler. Yanya vilayetindeki müfettiş, babamın adamlarındanmış! O vilayette bir kasabaya gidecektim. Orada muhabere memuru olacaktım. Fikirlerince uslanacaktım. Bunu annem, gayet yumuşak bir lisanla:
— Çok zayıfladın… Hava tebdîli gibi bir şey… Hem memleket görürsün, hem kendini toplarsın. Hem de terakkî… Mukaddemesini terennüm ederek hazırlanmaklığımı söyleyince şaşırdım.
— Gitmem, olamaz. Diye mukavemete kalkmak istedimse de, annem, son kabahatimin babamda hâsıl ettiği müthiş tesiri anlatmaya başladı. Birkaç ay sonra mutlaka geri getirileceğimi, bunun için babama yalvaracağını, birçok yeminlerle vâdetti.
Ben, böyle vaade maade kanmazdım ama, galiba o tarafları görmek arzum da vardı.
— Peki, dedim, fakat üç aydan ziyâde durmam… Bol bir harcırah… Dört yüz elli kuruş maaş… Bunlar iyi! Fakat sevgili, sefalı İstanbul’dan üç ay ayrılık… Beş sene vardı ki, İstanbul’dan dışarı çıkmamıştım. Doğma, büyüme vatanımmış gibi ısınmıştım. Lâkin her şey için, her türlü teselli insanda, hazırdır. Babamın son memuriyeti olan Girit’ten dönerken uğradığımız iskelelerdeki manzaraları, eğlenceleri hatırlayarak:
— Şimdi çok eğlenirim. O zaman çocuktum. Muhakemesiyle tatlı hülyalara düştüm. Evet ilk Beyrut, daha sonra Pire… Atina idi. Mora’yı dolaşarak Preveze’ye, oradan Yanya’ya, oradan da mahalli memuriyetim olan kasabaya gidecektim. Güzel seyahat!
Ailemle muhtasar bir veda… Babamın, yazılsa üç dört tabaka eser-i cedid kağıdı dolduracak olan kıymetli nasihatlerini aldıktan sonra vapura atladım. Selanik’te iki gün kaldık. Gecelerimin ikisinin de çalgılı, gürültülü bir evde geçtiğini söylemeye lüzum yok. Selanik’ten sonra biraz hastalandım. İzmir’de iki gün kalacaktık. “Paralarımı Atina’da yer, adamakıllı eğlenirim.” düşüncesiyle burada eğlenmekten vazgeçtim. Bununla beraber sarıklı yolcular gibi geceleri de vapurda geçirmeye razı olamazdım. Bir otele indim. Akşam sofrada sakallı bir efendinin bana dikkatle baktığını hisseder gibi oldum. Hâsılı, uzun uzadıya meraka lüzum kalmadı. Bu efendi, yemekten sonra kahvelerimizi içerken ismimi sordu. Söyledikten sonra babamın kim olduğunu sordu. Onu da söyleyince, tuhaf bir hareketle elini ağzıma uzattı:
Devamı için tıklayın

“Adeta, ufacık bir çocukken yazıp da neşre
cesaret edemediğim bu hikâyeyi, ölen annemin
kitapları arasında buldum. Garip bir merakla
okudum. Çok, ama pek çok beğendim. Eskiden
niçin beğenmemişim de, bir tarafa atmışım?
Şimdi niçin bu kadar beğeniyorum? Acaba
zavallı anneciğimin şefkatini bana hatırlattığı
için mi?

Her neyse… Sevgili Cânib’im, bugün en
güzel bir eserim sandığım şu yazıyı işte sana
ithaf ediyorum.”

Konunun Devamı

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: