TÜRKİYE’DE ETKİLİ OLAN RÜZGARLAR

TÜRKİYE’DE ETKİLİ OLAN RÜZGARLAR

Türkiye Batı rüzgarları kuşağındadır.Ancak yerşekillerinden dolayı bu rüzgarların etkisi görülmez. Yurdumuz daha çok yerel rüzgarların etkisindedir.

Türkiye’de Etkili Olan Basınç Merkezleri

Türkiye farklı özellikteki basınçların etkisinde kalır. Bu durum daha çok Türkiye’nin matematik konumunun sonucudur.

Yüksek Basınçlar:

a) Sibirya Antisiklonu

• Ülkemizde doğu ve kuzeydoğudan sokulan termik kökenli yüksek basınç alanıdır.
• Türkiye’yi sadece kış aylarında Doğu Anadolu ve Balkanlar üzerinden sarkarak etkiler.
• Az fakat etkin kar yağışı ile soğuk ve ayazın fazla olduğu hava tipini simgeler.
• Balkanlardan sarktığında Azor yüksek Basıncı ile birleşerek İzlanda Alçak Basıncı’nın Türkiye’yi etkilemesine izin vermez. Bu nedenle uzun süreli, sakin ve soğuk kış koşulları yaşanır.

b) Azor Antisiklonu

• Ülkemizi sürekli etkileyen dinamik kökenli yüksek basınç alanıdır.
• Kışın serin, yağışsız ve batı yönlü rüzgarlarla kendini belli eder. Rüzgar hızları yavaştır.
• Kışın sürekli alçalıcı hareket gösterdiği ve soğuk yeryüzüne dokunduğu için havanın alt kısımlarında soğuk, durgun bir hava katmanı oluşur. Bu durgun hava bölümü içerisinde şehirsel atıklar birikerek hava kirliliğine neden olur.
• Kış ayalarında Kuzey Afrika üzerinde İzlanda Alçak Basıncı’nın sıcak bölümü oluşarak İzlanda Alçak Basıncı’nın değişmesine yardım eder. Yaz aylarında ise güneş ışınlarının gelme açısına bağlı olarak etki alanını Akdeniz üzerinden İngiltere’ye kadar genişletir. Bu durumda Türkiye’de kuzey yönlü rüzgarlar etkili olur.
DEVAMI

GÜneŞ ,katmanlari Ve Fİzİksel Özellİklerİ

GÜneŞ ,katmanlari Ve Fİzİksel Özellİklerİ
GÜNEŞ

Evrendeki sayısız yıldızdan sadece biri olan Güneş, Samanyolu Galaksisi’nde yer alan bir yıldızdır . Güneş, üzerinde yaşadığımız gezegenin de içinde bulunduğu Güneş Sistemi’nin merkezini oluşturur. 4,65 milyar yaşımda olduğu tahmin edilen bu dev enerji kaynağının yarı çapı 7×105 km yani dünya yarıçapının 100 katıdır. Ekliptik düzlem normaliyle 75° 15′ açı yapan Güneş, ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 27 günde tamamlar. Güneşin merkez sıcaklığı 10 milyon derece, dış sıcaklığı ise 5700 K° dir. Başlangıçta 2×1030 kg’lık kütlesinin %73 ‘lük kısmının hidrojenden, geri kalan kısmını ise helyumdan oluştuğu tahmin edilmektedir.

Güneşin yüzeyinden merkezine doğru inilecek olursa yoğunluğun , basıncın ve sıcaklığın arttığı görülür. Güneşin uzaya verdiği ısı enerjisi güneşin merkezinde üretilmektedir. Güneşin enerjisini ürettiği bu kısıma iç güneş denmektedir. İç güneşten çıkan ışınımlar dış tabakalar tarafından soğurulur.Güneşin ışınımını aldığımız kısmına güneşin atmosferi denir. Doğrudan yapılan gözlemler güneş atmosferinin fiziksel durumu ve kimyasal bileşimine ilişkin ayrıntılı bilgiyi vermiştir.Güneş atmosferinin kütlesi güneşin toplam kütlesinin sadece 10-10 katıdır.Güneşin bu bitmez tükenmez ısıyı nasıl ürettiği sorusu, ilk zamanlar insanların kafasını en çok meşgul eden soru olmuştur. Fakat günümüzde güneşin bu ısı enerjisini içindeki hidrojeni çekirdek füzyonu ile helyuma çevirerek elde ettiği anlaşılmıştır. Ve Güneş çekirdek füzyonu sayesinde çevresine 4×1026 Watt’ lık güç yaymaktadır. Başlangıçta %73 hidrojen olan hidrojen oranının günümüzde %38′e düştüğü tahmin edilmektedir. Bu tahmine dayanarak güneşin ömrünü yarıladığını söyleyebiliriz.

Güneş yüzeyi tabakalardan oluşmuştur. Bu tabakalara çekirdekten yüzeye doğru sırasıyla fotosfer, kromosfer ve korona isimleri verilmiştir.

IŞIKKÜRE ( fotosfer ) : Güneşin görünen parlak yüzeyine ışık – küre denir. Güneşin ışığının büyük bir bölümü bu katmandan gelir . Bu katman sürekli ışınımın olduğu katmandır. 400 km kalınlığında seyrek ama oldukça donuk bir katmandır. Sıcaklık alt kısımda 10000 K kadardır. Üst kısımda bu değer 4200 K ye kadar düşer.

RENKKÜRE ( kromosfer ) : Tam güneş tutulması esnasında kara diski çevreleyen ince pembemsi bir şerit dikkat çeker . Böylesi bir gözlem tekniği ile fotosferi kuşatan bir dış katmanın varlığı saptanmıştır. İşte bu katmana renkküre (kromosfer) denir . Kromosferin sıcaklığı 4800 K dir . Dışa doğru gidildikçe iyonlaşma artacağından sıcaklığın artması beklenir .

GÜNEŞ TACI (korona) : Güneşi saran parlak yüksek sıcaklıklı ve seyreltik bir gazdan örtüdür .Güneş tacının sıcaklığı 1000000 K dir.

Güneşin katmanları arasındaki manyetik alan şiddeti büyük değişiklikler gösterir ve bu değişikliklerin sonucunda bir çok olay gözlenir. Örneğin Güneş lekeleri, manyetik alan düzensizliği sonucunda o alandaki sıcaklığın çevreye göre düşmesinden kaynaklanır.

Güneşin korona tabakasından gezegenler arsı ortam yayılan elektrik yüklü taneciklerin oluşturduğu etkiye Güneş Rüzgarı adı verilmektedir. Güneşe yaklaşan kuyruklu yıldızların kuyrukları bu rüzgarın etkisi ile güneşe ters yönde uzanırlar. Güneş Rüzgarı, proton, elektron ve %5 kadar helyum çekirdeği ile az miktarda daha ağır atomlardan oluşmuştur.

DEVAMI

MAĞARALAR ve OLUŞUMLARI

MAĞARALAR ve OLUŞUMLARI

Yeraltında bulunan, en az bir insanın girebileceği kadar genişliğe sahip olan boşluklara mağara denir. Bunlar bir kaç metreden kilometrelerce uzunluk ve yüzlerce metre derinlik veya yüksekliğe ulaşabilirler. Mağaralar oluşum şekline göre doğal ve yapay mağaralar olarak iki gruba ayılır. İnsanların kazdığı (kaya mezarları ile volkanik tüf veya marnlarda açılan yeraltı şehirleri, kaya evleri ve tapınaklar, meyve-sebze depoları…vb. ) veya hayvanların oyduğu boşluklar yapay mağaraları oluştururlar. Buna karşılık ana kaya oluşurken veya oluştuktan sonraki fizikokimyasal olaylarla oluşan mağaralara da doğal mağara adı verilir. Bu grup mağaralar oluştuğu kayaya bağlı olarak, gelişim zamanına göre birincil mağaralar veya ikincil mağaralar olmak üzere iki alt gruba ayrılırlar. Ana kaya ile birlikte oluşan mağaralara birincil mağara adı verilir. Lav mağaraları, buzul mağaraları, traverten boşlukları gibi. Ana kaya oluştuktan sonra gelişen mağaralara da ikincil mağaralar adı verilir. Karbonatlı (dolomitik kireçtaşı,karbonat,çimentolu konglomera ve kumtaşı), sülfat (jips) ve klorürlü (tuz) kayaların yer altı suları tarafından aşındırılması sonucu oluşan mağaralar bu grupta yer alırlar. Mağaraların oluşumuna ortam hazırlayan en önemli kaya, kireçtaşıdır. Bu kayaların kimyasal bileşimi ve bol çatlaklı yapıları mağara gelişimine uygun ortam hazırlamıştır.
Derinlikleri yüzlerce metreyi bulabilen bu mağaraların araştırması son derece zor ve tehlikelidir. Buna karşılık ova, göl veya nehir seviyesine yakın bölgelerde veya hemen altlarında geçirimsiz birimlerin bulunduğu kireçtaşlarında son derece uzun ve yatay mağaralar gelişmiştir. Bu mağaralara dışarıdan su girse de (düden veya subatan), çoğunlukla içinden su çıkan kaynak durumundadır. Birbirine bağlı bir kaç kattan oluşan bu mağaraların içleri yer yer göller, damlataş havuzları ve her türden damlataşlar ile kaplı olabilir.
Mağaralar sadece karanlık boş galeri ve salonlardan oluşmamışlardır. İçleri, yerüstü ve yeraltı suları tarafından dışarıdan getirilmiş kil, mil, çakıl, blok ve moloz yığınları ile yerinde oluşmuş damlataşlar ile kaplıdır.
Mağara çökellerinin biçim, boyut ve değişik renkli olmalarında mağaranın geliştiği ana kayanın kimyasal bileşimi, tabakaların duruşları, çatlak veya kırık yapıları ile yer altı sularının fiziksel ve kimyasal özellikleri belirleyicidir.
Yer altı sularının genel özellikleri, mağaraya giriş şekilleri, mağaradaki hareketleri ve mağarayı oluşturan kayacın fiziksel-kimyasal yapısına göre damlataşlar 5 gruba ayrılır:
Damlama ve sızma ile oluşan damlataşlar (sarkıt, dikit, sütun, duvar damlataşları, göğüslük, sayvan, soğan sarkıt, fil ayağı sarkıt, mantar dikit…)
Aykırı (erratik) şekiller (heliktit veya ekzantrik, mağara kalkanı,. mağara çiçeği, mağara iğnesi, mağara karnıbaharı, patlamış mısır şekillleri… )
Suyun yüzeyde serbest akımı ile oluşanlar (örtü damlataşı, damlataş köprüsü, şelale damlataşları)
Su altında ve düzeyinde oluşanlar (damlataş havuzu, mağara incisi, mağara sütü)
Buz oluşumları.
Mağaraya ulaşan suların ilk oluşturduğu şekil sarkıtlardır. Tavandaki çatlaklar veya tabaka aralarından damlayan bu sularda bir kısım CO2′in serbest hale geçmesiyle damlanın çevresinde ince, yarım küre şeklinde CO3 çökelir. Dairesel çekirdeğin ortası boş olduğundan, su buradan damlar. Damlayan her su, bu çekirdeği silindirik olarak büyütür. Böylece, zamanla içi boş, genişliği her yerde eşit çubuk makarna veya tüp şeklinde saydam şekiller oluşur. Sarkıt oluşumunun başlangıç dönemini karakterize eden bu şekillere makarna sarkıt adı verilir ve damlamanın seyrinde herhangi bir değişiklik olmadığı sürece çapları 5-10 mm, boyları 1-3 metreye ulaşabilir.
DEVAMI

Türkiyedeki Yanardağlar

Türkiyedeki Yanardağlar
Yanar Dağlar
Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda olan püskürmeler sonucunda
Maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .depremler gibi yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde de zaman zaman deprem olursa, bazı yanardağlar da levhaların iç bölümlerinde bulunur.

Yayılma Sırtları:
Okyanus dibinde. İki levhanın birbirinden uzaklaşmakta olduğu sınırda ,okyanus ortası sırtları ya da yayılma sırtları adı verilen yanardağlardan oluşan sıra dağlar vardır.Levha birbirinden ayrıldıklarında astenosfer üzerindeki basınç azalır.Bunun sonucunda, levha sınırının altında bulunan katı durumdaki minareler tanecikleri ergiyerek magmaya dönüşür.Yükselmeye başlayan yeni magmanın çoğu levha kenarlarında katılaşıp kalır, yüzeye ulaşan bölümü ise okyanus tabanında yanardağlar oluşturur.

Plastik Kayalar:

Bilim adamları, astenosferi genellikle “plastik” olarak tanımlarlar.Bunun nedeni, astenosferin büyük bir bölümün yumuşsak olmasına karşın , sıvıdan çok küçük miktarlarda magma bulunan katı mineral taneciklerinden oluştuğunu düşünüyorlar.Astenosferdeki sıcaklığın , minerallerin çoğunu ergitmeye yetecek kadar yüksek olmasına karşın ,üsteki Litosfer katmanın neden olduğu yoğun basınç bunu engeller.

Dalma-Batma Bölgesi Yanardağları:
Yanardağlar, iki levhanın çarpışması sonucu birinin diğeri altına daldığı levha sınırlarında oluşur.Dalan levha, 100-200 km derinlikte bulunan ve dalma-batma bölgesi adı verilen bölgede ergimeye başlar ve magmaya dönüşür.Bu magma, levhanın üzerinde biriken tortullar ve ergimiş durumdaki okyanusal litosferden oluşur.Magma ,tortullarla birlikte yerin derinliklerine çekilen su içerir.Oluşan yeni magma ,çatlaklardan geçerek yüzeye püskürür ve üstteki levhanın üzerinde yanardağların oluşuma yol açar.Bu çatlaklar ,levhaların hareketi sonucunda oluşur.Üstteki levhanın okyanusal litosfer levhası olması durumunda ,yanardağların su yüzeyinin üzerinde kalan bölümleri bir dizi volkanik ada oluşturur.

Magma:
Magma, ergimiş durumdaki değişik mineraller ve bazı mineral kristallerinde oluşan lapa benzeri, yoğun bir sıvıdır.Kıvamı, su ve buz kristalleri içeren yarı erimiş durumdaki kar gibidir.Bilim adamları ,magmanın büyük çoğunluğunun astenosferde bulunmakla birlikte bir bölümünün de alt mantonun bazı bölgelerinde geldiğini düşünüyorlar.

Sıcak Noktalar:
Birçok yanardağın oluşumunun levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir.Bu yanardağların ”sıcak noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor.

Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayılıyor.Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor.Bu olağanüstü ısının basıncın etkisini ortadan kaldırılması sonucunda da magma oluşur.Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini ergiterek kendisine yol açar.Magmanın yüzeye çıktığı yerlerde zamanla yanardağlar oluşur.

YANARDAĞ PÜSKÜRMELERİ:
Magmanın yerkabuğundan yükselerek yüzeye çıkmasına yanardağ püskürmesi adı verilir.Yanardağ bir kez oluştuktan sonra yeraltından magma geldiği sürece püskürmeler devam eder.İki püskürme arasında onlarca, yüzlerce, hatta binlerce yıl geçbilir.

DEVAMI

Ovalar nedir

Ovalar
Akarsular tarafından derin olarak yarılmamış üzerinde kabarıklar bulunmayan ve eğimi oldukça az olan düzlüklere Ova adı verilir Bu düzlüklerde akarsular genellikle, salınımlar yaparak yatakları boyunca akarlar Bafra
SakaryaKonya
Büyük Menderes ovaları gibi ovalar bulundukları yerlere göre ikiye ayrılırlar çukur ovalar yüksek ovalar.

1-Çukur Ovalar
Deniz yüzeyinden olan yüksekliği az ovalara çukur ova denir Çukur ovalar deniz kıyıları boyunca uzanırlarÇukur ovaların denizden yüksekliği en çok 500 m’ye değin olur Çukurova Sakarya Antalya Ege Bölgesi ve Harranovası gibi ovalar birer çukur ovadır.

2-Yüksek Ova
Deniz yüzeyinden olan yüksekliği çok ovalara yüksek ova denir Başka bir deyişle deniz yüzeyinden olan yüksekliği 500 m’den çok ovalar yüksek ova adını alır Bunlar genellikle iç bölgelerde bulunurlar.Konya Doğubeyazıt Muş ovaları gibi ovalar yüksek ovadır.Ovalarda da diğer yeryüzü şekilleri gibi oluşum bakımından çeşitlilik gösterirler Bu özellikler ile dört grupta toplanırlar:

1-Aşıntı (Yontulma) Ovaları
Aşınmalar sonucu oluşmuş ovalardır Dış güçler yontukdüz ve kabarıklıkları aşındırarak bu ovaları oluştururlar.

2-Çöküntü Ovaları
Kırılma olayları sonucu oluşmuş ovalardır Yerkabuğundaki kırılmalardan sonra oluşan çöküntü hendekleri dış güçlerin birikintileri ile dolar ve düzleştirilirse çöküntü ovaları oluşur Batı Anadolu’daki Gediz Bakırçay Küçük ve Büyük Menderes Hatay’ın Amik ovaları gibi.

3-Birikinti Ovaları
Dış güçlerin taşıyıp getirdiği birikintilerle oluşmuş ovalardır Genellikle akarsu biriktirmesi ile oluşurlar Birikinti konileri gibi Akarsular taşıdıkları kum çakıl kil gibi dağınık Maddeleri hızlarının ya azaldığı ya da bittiği yerde biriktirerek bu ovaları doğururlar Buraları genellikle yamaçların eteği akarsuların genişleyen vadi tabanları ve ağızlarına yakın olan bölümleridir.

4-Alüvyal Ovalar
Akarsuların taşıdığı alüvyonların deniz ve göl kıyılarında sığ yerleri de dolduracak biçimde biriktirilmesi ile oluşmuş ovalardır Gel-git genliği az iç denizlere dökülen akarsular taşıdıkları sürüntüleri döküldükleri göl ya da denizin kıyısında biriktirmeğe başlarlar Zamanla bu birikinti kıyının sığ yerlerini de doldurarak geniş düzlükler oluştururlar Böylece oluşan ovalara alüvyal ovalar adı verilir Çukurova Çarşamba ovaları gibi

www.darsane.com

ENERJİ KAYNAKLARI NEDİR

ENERJİ KAYNAKLARI
Enerji kaynakları, herhangi bir yolla enerji üretilmesini sağlayan kaynaklardır. Dünya üzerindeki enerji kaynakları, klasik ve alternatif kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılabilir.

Konu başlıkları
1 Klasik kaynaklar
1.1 Petrol
1.2 Doğalgaz
1.3 Kömür
2 Alternatif kaynaklar
2.1 Hidrojen
2.2 Güneş
2.3 Rüzgar
2.4 Hidroelektrik ve jeotermal
2.5 Alternatif kaynakların faydaları

Klasik kaynaklar
Klasik kaynaklar, karbon bazlı olarak adlandırabilecek kaynaklardır. Petrol, kömür ve doğalgaz en temel enerji kaynaklarıdır. Bunlar, meydana gelişlerinin şekli itibariyle yenilenmeleri çok uzun bir süre aldığından, yenilenmeyen kaynaklar olarak da adlandırılırlar.

Petrol

Petrol, fosil yakıt olarak tanımlanan gruba girer. Bunun sebebi, yaklaşık olarak 300 – 400 milyon yıl önce ölmüş olan hayvanların fosillerinin, petrolün ana maddesini oluşturmasıdır. Geçen bu uzun süre içersinde hayvan fosilleri, son derece yüksek bir ısıya ve basınca maruz kalırlar. Böylece petrol meydana gelmiş olur. Petrol günümüzde büyük kaya bloklarının içine sıkışmış olarak bulunur.
Her ne kadar petrolün gerçek değeri son iki yüzyıl içinde anlaşılmış olsa da, bu madde çok eski tarihlerde de kullanılıyordu. Eski Çin ve Mısır medeniyetleri petrolü, yaşadıkları kapalı mekanları aydınlatmada kullanıyorlardı. 1859 yılında ABD’nin Pensilvanya eyaletinin Titusvil kentinde, Edwin Drake isimli girişimci tarafından ilk petrol kuyusunun açılmasıyla birlikte, petrol günlük hayata girmiş oldu. Seri otomobil üretiminin başlaması, petrole olan talebi ciddi oranda arttırdı. Dünya enerji tüketiminin %39’u petrole dayanıyor.
Ham petrolün ölçü birimi varildir ve bir varil, 159 litreye denk gelir. Ham petrol rafinerilerde işlenerek bir çok yan ürün elde edilir. Benzin, mazot, fueloil ve uçak yakıtı petrolün işlenmesiyle elde edilen en önemli akaryakıtlardır. Petrol %70 oranında ulaşım sektöründe kullanılmaktadır. Petrol, akaryakıt kategorisi dışında; ilaç, gübre, kozmetik, boya gibi yaklaşık 4000 civarında alanda daha kullanılmaktadır ve insan hayatının çok önemli bir ögesidir. Petrolün çevre kirliliği gibi çok önemli bir de negatif etkisi bulunmaktadır.

Doğalgaz
Doğalgaz da petrol gibi karbon bazlı bir fosil yakıttır. Oluşumu petrol ile aynıdır. Doğalgazın ana maddesi; renksiz, kokusuz ve tatsız bir madde olan metandır. Kullanım aşamasında, güvenlik amacıyla kokulandırılır. Petrol gibi doğalgaz da çok eski tarihlerden beri bilinmekle ve kullanılmakla beraber; bugünkü konumuna gelişi, 1816 yılında ABD’nin Baltimore kentinin sokak lambalarının doğalgaz aracılığıyla aydınlatılmasıyla başlar.
Dünya enerji tüketiminin %22’si doğalgaza dayanmaktadır. İşyerleri ve evler ısınma amacıyla çok yoğun bir miktarda doğalgaz kullanırlar. Isınma, toplam doğalgaz kullanımında %75 gibi bir orana sahiptir. Bunun yanısıra elektrik üretiminde de doğalgaz kullanılmaktadır. Fakat %10 – 15 gibi düşük oranlarda kalmaktadır. Petrol ve kömür ile karşılaştırıldığında; yanma anında ortaya çıkan sülfür, karbon ve kül daha az olduğundan, çevreye verdiği zarar çok daha düşük seviyededir.
DEVAMI

Kanyon nedir nasıl oluşur

Kanyon, Dünya yüzeyinde nehirlerce oluşturulmuş derin vadilere verilen ad.

The Antelope Canyon (“Antilop Kanyonu”), Arizona, ABD.

Bir çok kanyonu uzun süreli erozyonların yaylalar üzerinde oluşturduğu bilinmektedir. Kanyon yapılarının iki yanlarındaki duvarlar, erozyon ve aşınmaya dayanıklı sert kayalardan oluşur. Bunlar granit ya da kumtaşı gibi oluşumlardır. Kanyon oluşumunda hızlandırıcı etkisi olan hava akımları kuru alanlarda sulak bölgelere nazaran daha etkili olduklarından, kanyonlara bu tür bölgelerde daha sık rastlanır. Sualtı Kanyonları adından da anlaşılacağı üzere, deniz taban seviyesinde oluşan kanyon yapılarıdır. Karasal olanlarla hemen hemen aynı özelliklere sahip olan ve genellikle nehir ağızlarında vücut bulan bu yapıların oluşumlarında, sualtı akıntıları temel etkendir. Türkçe’ye Frenk dillerden gelen Kanyon adı, kaynağı İspanyolca asıllı olan cañón sözüdür.
Bu doğal oluşumun en bilinen ve en büyük örneği Arizona’da bulunan Büyük Kanyon’dur. Amerika Birleşik Devletleri’nin güney-doğu’sunda yer alan bu kanyon arkeolojik önem taşır; bunun nedeni Amerika kıtasının ilk sahipleri olarak da bilinen Kadim Pueblo Halkının bu çevrede geniş yerleşimler kurmuş olmasıdır.
Geniş bir kanyonun içinden akan bir nehir, duvarları jeolojik bir merdiveni andıran kanyonlar oluştururabilir. Bunlar siperli nehir ((entrenched river)) olarak anılırlar zira bu tip nehirlerin akış yollarını değiştirmeleri epey zordur. Colorado River ve Snake River (ABD kuzey-doğu) bu yapılara örnek teşkil edebilecek iki nehirdir.

www.darsane.com

İklim tipleri

Akdeniz İklimi

  • 30-35° enlemleri arasında görülür.
  • Görüldüğü yerler: Anadolu, Avrupa ve Afrika’nın Akdeniz kıyıları, Orta şili, Kap Bölgesi, Avustralya’nın güneybatı kıyıları
  • Kışları ılık ve yağışlı,yazları sıcak ve kuraktır.
  • Yıllık ortalama yağış 600-1000 mm civarındadır.
  • Bitki örtüsü maki ve bodur ağaçtan meydana gelir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması 18 °C dir.
  • Akdeniz kıyılarında bütün etkileri görülür.
  • Tropikal meyvelerin yetiştirilmesine uygun bir iklim tipidir. mersin,defre,keçiboynuzu,zeytin,zakkum yetiştirilir.

Karasal İklim

  • Orta kuşak karalarının iç kısmında görülür.
  • Görüldüğü başlıca yerler: Orta Asya, Anadolu’nun iç kısımları, Kuzey Amerika’nın orta kısımları, İran platoları
  • Türkiye’de en etkin olduğu yerler erzincan ve Konya arasıdır.
  • Yıllık ortalama sıcaklık 11-12 °C’dir.
  • Yıllık ortalama yağış 300-400 mm dir.
  • Kar yağışı ve don olayı fazla görülür.
  • Karın yerde kalma süresi 25-45 gündür.
  • Bitki örtüsü bozkır ve ormandır.
  • Yağışların büyük bölümü ilkbaharda düşer,yazlar kurak geçer.

Okyanusal İklim

  • Orta kuşak karalarının deniz etkisinde kalan batı kıyılarında görülür.
  • Görüldüğü başlıca yerler:Batı Avrupa (Fransa, İngiltere, İrlanda, Portekiz, İspanya), ABD’nin doğusu
  • Yağış rejimi düzenlidir, her mevsim yağış görülür.
  • Yıllık ortalama yağış 1000 – 1500 mm civarında değişmektedir.
  • Bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklardan oluşan karışık ormanlardır.
  • Batı Rüzgarları sebebiyle Ilıman Kuşak karalarının batısında görülür (Batı ve K.Batı Avrupa, Amerika’nın batısı). Türkiye’de ise Karadeniz kıyılarında etkilidir. (Bakınız Karadeniz iklimi)
  • Yazlar serin, kışlar ılıktır.
  • En sıcak ay ortalaması 24-25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-6 °C’dir. Yıllık ortalama 13-15 °C’dir.
  • Nemlilik fazla olduğu için günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır.
  • Yağış oluşumu cephe yağışı şeklindedir.
  • Görüldüğü yerlerde nüfus yoğundur.
  • Ülkemizde ki karadeniz iklimi de ılıman okyanusal iklime benzemektedir.
  • Bu iklim yüzey şekilleri uygun olduğu için en güzel şekilde Kuzey Batı Avrupa’da görülür.Bu alanda Gulfstream sıcak su akıntısının etkisini de unutmamak gerekir.

Devamı

HORİZON ve TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

HORİZON ve TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER
HORİZON: Toprağı meydana getiren katmanlara horizon adı verilir.
TOPRAK: Toprak taşların parçalanması ve ayrışmasıyla meydana gelen, içerisinde çeşitli canlı kalıntıları, hava ve su bulunan, içerdiği organik madde ve minerallerle bitkilere besin kaynağı olan gevşek yer örtüsüdür. Toprağı oluşturan başlıca unsurlar, kum, kil, kalker, organik maddeler, su ve havadır.
HUMUS:Organik kalıntılar ve özellikle bunları çürümesiyle meydana gelen, mikroorganizmalar açısından zengin olan, organik maddedir.

TAŞLARIN PARÇALANMASIKAYAÇ(KAYA, TAŞ): Bir veya birden fazla mineralin birleşmesiyle oluşan maddelere kayaç (kaya, taş) adı verilir. Yerkürenin temel malzemesini taşlar meydana getirir.
1.Kimyasal Çözülme:
Özellikle sıcak ve nemli iklim bölgelerinde meydana gelir. Genel olarak taşların su tarafından eritilmesidir. Bunun sonucunda taşların kimyasal bileşimlerinde değişme meydana gelir. Kimyasal çözülmede temel etkenler, nem miktarı ve sıcaklıktır. Yağış miktarı ve sıcaklığın artması kimyasal çözülmeyi arttırır. Bu nedenlerle en fazla ekvatoral, muson ve okyanusal iklim alanlarında meydana gelir. Kolay çözünen kalker, jips, dolomit ve kaya tuzu gibi karstik taşların fazla olduğu alanlarda kimyasal çözünme daha fazla ve hızlı gerçekleşir.
2.Fiziksel (Mekanik ) Çözülme:
Taşların kimyasal yapılarında herhangi bir değişme meydana gelmeden, bağlarının zayıflaması parçalara ayrılarak ufalanmasıdır. En önemli etken, sıcaklık farklarıdır. Sıcaklık farkının artması mekanik çözülmeyi arttırır. Özellikle, çöl ikliminin egemen olduğu alanlarda ve sıcaklık farkının fazla olduğu karasal iklim bölgelerinde etkili olmaktadır. Donma ve çözülme, buz, tuz ve kök çatlaması, ısınma ve kuruma, taşların büzüşüp genleşmesi mekanik çözülmeyi oluşturan başlıca faktörlerdir.
3.Biyolojik Çözülme:
Canlı organizmaların salgıladıkları salgılar, organik asitler ve bitki köklerinin taş aralarındaki çatlaklara girerek büyümeleri ve sonuçta taşı parçalamaları ile meydana gelir. Özellikle bitki örtüsünün, ormanların zengin olduğu sıcak ve nemli sahalarda etkili olur.

TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1.İklim: Sıcaklık ve yağış toprak oluşumunu etkiler. Sıcaklık taşların ufalanma ve humus oluşum sürecini belirler. Nem, toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler. Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler.
2.Bitki örtüsü: Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır, toprakta organik madde oluşumunu sağlar, humus bakımından zenginleşme imkânı verir, toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller.
3.Yer şekilleri: Eğim, yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır. Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir. Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur. Bakı, güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler.
4.Taşların özelliği(Ana kaya): Toprağı meydana getiren ana kaya, parçalanma sürecini, toprağın rengini, organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler.Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur. Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar, koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir.
5.Zaman: Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır. Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.
DEVAMI

Nufus Coğrafyası nedir

Nufus Coğrafyası nedir
Nüfus Coğrafyası; nüfusun çeşitli özellikleri, dağılışını ve göçleri inceler. Nüfusun yaş yapısı, cinsiyet yapısı, doğumlar, ölümler, nüfus artışı, eğitim durumu ve çalışma kollarına dağılımı nüfus coğrafyasının konuları arasında yer alır. Sınırları belli olan bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denir. Yeryüzünün belirli bir sahasında yaşayan insan sayısı nüfus sayımları yolu ile tespit edilir. Nüfus sayımı, sınırları belirli olan bir alanda yaşayan insanların belirli bir günde sayılması işlemidir.

« Daha eski yazılar

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.